Hayata Yönelik © 2024. Tüm hakları saklıdır.

Hayata Yönelik

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Psikoloji
  4. »
  5. Sıradışı Psikoloji Deneyleri ile Bilgi Edinimi

Sıradışı Psikoloji Deneyleri ile Bilgi Edinimi

admin admin -
56 0

 

Bu makalede, sıradışı psikoloji deneyleri ve bunların bilgi edinimi üzerindeki etkileri tartışılacaktır.

 

Stanford Hapishane Deneyi

Stanford Hapishane Deneyi, 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir psikolojik deneydir. Bu deneyde, gönüllü katılımcılar rastgele olarak gardiyanlar ve mahkumlar olarak iki gruba ayrıldı. Deney, hapishane ortamını simüle etmek amacıyla tasarlandı ve katılımcıların rollerine tamamen uyum sağlamaları bekleniyordu.

Gardiyanlara verilen otoriteyi kullanma yetkisi verildi ve mahkumlar ise kuralları kabullenmek zorundaydı. Ancak, deney kısa sürede beklenmedik bir şekilde tehlikeli ve şiddet dolu bir hâl aldı. Gardiyanlar, otorite pozisyonlarını kötüye kullanarak mahkumlara psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamaya başladılar. Mahkumlar ise baskı altında, depresyona girdiler ve bazıları zorunlu psikolojik destek alması gerekti.

Deney, toplumsal rollerin bireyler üzerinde nasıl etkiler yarattığını ve insan davranışının çevresel faktörlerden nasıl etkilendiğini göstermek amacıyla yapılmıştır. Sonuç olarak, deneyin etik açıdan tartışmalı olması ve katılımcıların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, erken aşamada sonlandırılmıştır.

Asch Çizgi Uyumu Deneyi

Asch Çizgi Uyumu Deneyi, Solomon Asch tarafından 1951 yılında yapılan önemli bir psikoloji deneyidir. Bu deneyde, katılımcılara bir görsel sunulur ve bu görsel üzerindeki çizgilerin uzunluklarını karşılaştırmaları istenir. Ancak deney aslında, gerçek bir karar verme süreci değil, grup baskısı ve çoğunlukla uyum üzerine odaklanır.

Deneyin temel amacı, insanların grup baskısı altında nasıl yanıtlar verdiğini gözlemlemek ve insanların bireysel düşüncelerini diğer insanlara göre nasıl değiştirdiğini araştırmaktır. Deneyde, katılımcılar bir grup insanla biraraya gelir ve bu insanlardan biri araştırmacıdır. Gerçek katılımcı, diğer grup üyeleri tarafından bilmeden çok basit bir görevle karşı karşıya bırakılır. Görev, sunulan çizgilerin uzunluklarını karşılaştırmak ve doğru yanıtı vermektedir.

Deneyde önemli bir nokta, gerçekten katılımcı olan kişiye önceden belirlenmiş yanlış bir yanıt verilir ve bu katılımcı diğer grup üyelerinin ne cevap vereceğini gözlemlemeye başlar. Asch, deneyde bilinçli olarak hatalı yanıtların verildiği durumları oluşturur ve gerçek katılımcının tepkisini gözlemlemek için grup üyelerinin tutumlarını kaydeder.

Deney sonucunda, Asch insanların grup baskısı altında bireysel düşüncelerini değiştirmeye eğilimli olduğunu tespit etti. Birçok katılımcı, diğer grup üyelerinin yanlış bir yanıt verdiğini gördüğünde, doğru bilgiye sahip olmalarına rağmen çoğunluğa uymayı tercih etti. Asch Çizgi Uyumu Deneyi, grup baskısının insanların bireysel kararlarını nasıl etkileyebileceğini ve çoğunlukla uyumun önemini vurgulayan önemli bir deney olarak kabul edilir.

Milgram İtaat Deneyi

Milgram İtaat Deneyi, Stanley Milgram tarafından 1960’larda gerçekleştirilen bir deneydir. Deneyin amacı, insanların otorite figürlerine karşı nasıl itaatkar davrandıklarını ve bu itaatin sınırlarını belirlemektir. Deneyin metodolojisi oldukça ilginçtir.

Deneyde, bir denek (öğretmen) ve bir araştırmacı (otorite figürü) bulunmaktadır. Denek, bir öğrenci olarak kendini hazırlayan bir kişiye sorular sorar ve yanlış cevap verdiğinde ona elektrik şoku vermesi gerektiğini söyler. Ancak, aslında denekler gerçek bir elektrik şoku uygulamazlar, sadece bu şekilde inandırılırlar.

Deney sonuçları oldukça şaşırtıcıdır. %65’e varan bir oranda denekler, öğrenciye yüksek voltajlı şoklar vermekte ısrar etmişlerdir. Bu durum, insanların otorite figürüne karşı duydukları itaati ve etik sınırlarını zorlayan bir sonuç olarak değerlendirilmektedir.

Milgram İtaat Deneyi, etik tartışmalara da yol açmıştır. Deneyin insanlara psikolojik acı ve stres yaşattığı ileri sürülmektedir. Ayrıca, deneydeki katılımcıların gerçekten rızasıyla mı yer aldığı yoksa zorlama mı olduğu da eleştirilere neden olmuştur. Bu etik tartışmalar, deneyin sonuçlarının değerlendirilmesi açısından önemlidir.

Robbers Cave Deneyi

Robbers Cave Deneyi, grup dinamiklerini ve yönlendirilmiş çatışmayı araştırmak amacıyla gerçekleştirilen önemli bir psikoloji deneyidir. Bu deney, 1954 yılında sosyal psikolog Muzafer Sherif tarafından yürütülmüştür. Deney, bir grup çocuğun bir birlikteliğe dönüşmesi, ardından gruplar arasında bir rekabet oluşturulması ve sonunda grupların arasındaki çatışma ve işbirliği etkileşimini gözlemlemeyi amaçlamaktadır.

  • Deneyin başlangıcında, grupların birlikte zaman geçirip birbirleriyle tanıştığı ve arkadaşlık kurduğu bir kamptan söz edilmektedir.
  • Sonrasında, aralarında grup kimliği ve rekabetin oluşması için gruplara adlar verilerek bir rekabet ortamı yaratılmıştır. Bunun için gruplardan birine “Eagles”, diğerine “Rattlers” adı verilmiştir.
  • Gruplar arasındaki rekabeti teşvik etmek için, ödüller ve puan sistemi uygulanmıştır. Her bir grup, diğer grubun üzerinde üstünlük kurmak için stratejiler geliştirmeye başlamıştır.
  • Deneyin en etkileyici kısmı, gruplar arasında çatışmanın yaratılmasıdır. Gruplar, birbirlerinin itibarını zedelemek için psikolojik taktikler kullanmış ve düşmanlık göstermiştir.
  • Bu çatışma süreci sonundaysa, gruplara birlikte çalışmaları için görevler verilmiştir. Bu görevler, gruplar arasındaki rekabeti sonlandırmak ve işbirliği ruhunu teşvik etmek amacıyla planlanmıştır.

Robbers Cave Deneyi, grupların dinamiklerini ve gruplar arasındaki çatışma ve işbirliği etkileşimini anlamak için önemli bir araştırma olarak kabul edilmektedir. Bu deney, insan psikolojisi ve sosyal ilişkilerine dair önemli bilgiler sağlamış ve grup davranışlarının anlaşılmasında önemli bir rol oynamıştır.

Zimbardo’nun Zamanlama Deneyi

Zimbardo’nun Zamanlama Deneyi, psikoloji tarihinde önemli bir yere sahip olan ve insanların nasıl davrandığını anlamak adına yapılan sıradışı bir deneydir. Bu deneyde amaç, bir hapishane ortamında gardiyanlar ve mahkumlar arasındaki etkileşimi incelemek ve insanların hızla rollerine adapte olup nasıl davrandıklarını görmektir.

Deneyin sonuçları oldukça şaşırtıcıydı. Katılımcılar, kısa sürede rollerine öylesine adapte oldular ki, gardiyanlar otoriter ve baskıcı davranırken mahkumlar ise isyan etmeye başladılar. Deney sürecinde katılımcıların yaşadığı psikolojik etkiler de oldukça önemliydi. Mahkumlar kendilerini güçsüz hissetmeye başlarken gardiyanlar ise giderek daha da sadistik davranmaya başladılar.

Tabii ki, deneyin metodolojisi ve etik açıdan bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Deneyin gerçeklik hissiyatının çok yüksek olması nedeniyle katılımcılar yaşadıkları stres ve travmanın etkisinden uzun süre kurtulamadılar. Zimbardo’nun Zamanlama Deneyi, insanların çevresel koşulların etkisiyle nasıl değişebileceğini gösteren önemli bir örnek olarak kabul edilmektedir.

Rosenhan Ruh Hastanesi Deneyi

Rosenhan Ruh Hastanesi Deneyi, psikoloji tarihinde önemli bir yer tutan ve akıl sağlığı alanında ciddi etkiler yaratan bir deneydir. Bu deneyin amacı, akıl hastalığı tanısıyla kliniklere başvuran sağlıklı bireylerin nasıl kabul edildiği ve tedavi sürecinde nasıl muamele edildiğini incelemektir.

Amacı:Deneyin amacı, psikiyatrik teşhis sürecindeki hataları ve yanlış kabul edilen sağlıklı bireylerin yaşadığı olumsuz deneyimi ortaya çıkarmaktır.
Metodolojisi:Deney, bir grup sağlıklı bireyin psikiyatrik bir hastalık teşhisiyle bir akıl hastanesine başvurmasını içermektedir. Denekler, gerçek semptomlarla başvurarak kendilerini hasta gibi göstermişlerdir. Bu şekilde, nasıl değerlendirildikleri ve nasıl muamele edildikleri gözlemlenmiştir.
Etkileri:Rosenhan Ruh Hastanesi Deneyi, akıl hastalığı tanısı ve tedavisi konusunda ciddi bir şüphe yaratmıştır. Deney sonucunda sağlıklı bireylerin bile yanlış teşhis edilebildiği ve hastanelerdeki muamelelerin sorgulanması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu deney, psikoloji ve psikiyatri alanında önemli değişikliklere yol açmış ve hasta-hekim ilişkisinde güven sorunlarını beraberinde getirmiştir.

Milgram İtaat Deneyi

Milgram İtaat Deneyi, 1961 yılında Stanley Milgram tarafından gerçekleştirilen ünlü bir deneydir. Bu deneyin amacı, insanların otorite figürlerine karşı itaat düzeylerini ölçmek ve içgüdüsel olarak itaat etme eğilimlerini incelemektir.

Deneyde, katılımcılara bir “öğretmen” rolü verilirken, bir araştırmacı da bir “öğrenci” rolüne bürünmektedir. Öğretmene, öğrenciye olası bir hata yaptığında elektrik şoku vermesi gerektiği söylenir. Ancak, aslında deneyde kullanılan elektrik şok cihazı gerçek değildir ve öğrenci rolünde olan kişi aslında şok almamaktadır.

Katılımcılara, öğrenci hatalar yaptığında artan şiddette elektrik şoku vermeleri konusunda baskı yapılır. Deneyin ilerleyen aşamalarında, bazı katılımcılar yüksek şiddetli şoklara kadar ulaşmışlardır. Bu sonuçlar, deneklerin otorite figürlerine karşı olan itaat düzeylerini ve içgüdüsel olarak başka bir insanı incitebilme potansiyellerini ortaya koymaktadır.

Milgram İtaat Deneyi, etik tartışmalara da yol açmıştır. Çünkü katılımcılar, şok uygulamasının etkisini tamamen fark etmedikleri için psikolojik strese maruz kalmışlardır. Bu nedenle deney, insanların etik sınırlarını nasıl aşabileceğini ve otoriteye karşı gösterilen itaatin sınırlarını sorgulamamızı sağlamıştır.

Milgram’in Kamera Kaydı Olmayan Deneyi

Milgram’in Kamera Kaydı Olmayan Deneyi, Stanley Milgram tarafından gerçekleştirilen ve itaat konusunu araştırmak amacıyla yapılan bir deneydir. Bu deneyde, katılımcılara bir öğretmen rolü verilirken, yanlarında bir araştırmacı bulunmamaktadır. Deney, katılımcıların başkalarının varlığından etkilenmeden, kendi inisiyatiflerine göre kararlar almasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Milgram’in Kamera Kaydı Olmayan Deneyi, katılımcıların deney sürecinde yaşadığı stres ve etkiler üzerinde odaklanmaktadır. Deneyde, öğretmen rolündeki katılımcılara, bir öğrenci rolünde yer alan bir kişiye elektrik şokları verme talimatı verilir. Ancak katılımcılar, gerçek bir şok yerine var olan bir oyuncak makineyle çalıştırılmaktadır. Bu sayede, deneyin amacı olan itaatin sorgulanması sağlanır.

Deney sonuçları incelendiğinde, katılımcıların büyük bir kısmının, öğrenci rolündeki kişiye elektrik şokları verme talimatını yerine getirmekte çekinceler yaşadığı ve stres yaşadığı görülmüştür. Katılımcılar, moral çatışması yaşayarak, kendi inisiyatiflerine göre karar vermekte zorlanmışlardır. Bu da deneyin etik tartışmalarını beraberinde getirmiştir.

Milgram’in Öğretmen-Öğrenci Deneyi

Milgram’in Öğretmen-Öğrenci Deneyi, psikolojide itaat düzeylerini ve bu itaatin insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini araştırmak amacıyla Stanley Milgram tarafından gerçekleştirilen bir deneydir. Bu deney, 1961-1963 yılları arasında gerçekleştirilmiş ve büyük bir ilgi uyandırmıştır. Deneyin amacı, insanların otorite figürlerine olan itaat düzeylerini ölçmek ve bu itaatin sınırlarını belirlemektir.

Deneyde, katılımcılara rol verilerek bir öğretmen ve bir öğrenci olarak gruplandırılmışlardır. Katılımcılara, öğretmen rolünde olan kişiye verilen talimatları takip etmeleri ve öğrenci rolünde olan kişiye elektrik şoku uygulamaları söylenmiştir. Ancak bu elektrik şokları gerçekte yoktu ve öğrenci rolünde olan kişi, deneyin oyuncusu olan bir aktördü.

Deneyin sonuçları, katılımcıların büyük bir çoğunluğunun otorite figürlerine olan itaati nedeniyle öğrenci rolünde olan kişiye yüksek voltajlarda elektrik şoku uyguladığını göstermiştir. Bu durum, insanların toplumsal baskı ve otoriteye olan itaat düzeyleri üzerindeki etkisini ortaya koymuştur. Deney, insanların otoriteye olan itaat düzeylerinin beklentilerden daha fazla olduğunu ve kişilik özelliklerinden bağımsız olarak otorite figürlerine uyma eğiliminde olduklarını göstermiştir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir